Kader Mahkumu Turgay Tanülkü’nün Bir İnsanın Hayatına Sığmayacak Hikayesi

Bazı insanlar vardır ki yaşadıklarına sırtını dönmez, onları kucaklar. Çünkü insanı insan yapan yaşadığı deneyimler ve bunları nasıl karşılığıdır. Cezaevinde yattıktan sonra sorumlu hissederek geri dönerek orada tiyatrolar sergileyip, çocuklara sahip çıkan ünlü oyuncu Turgay Tanülkü ile yapılmış röportajı sizlere sunuyoruz.

 

1. – Cezaevine Girişinizle Başlıyor Hikayeniz. En Başından Anlatır mısınız? 

– 1970 döneminde Ulucanlar Cezaevi’nde siyasi nedenlerle hapis yattım, 18 yaşımdaydım. Ve uzun dönem işkence gördüm, çocuğum olamayacak kadar ağır işkence gördüm. Bizim hayatımız hep bir dram. Çok mutlu olan bir kesimden değilim. Röportajda duygusallaşırsam bağışlayın…

2. – Ne Demek Bağışlamak, Bizimle Paylaştığınız İçin Teşekkür Ederim… Cezaevine Girdiğinizde Okuyor muydunuz? 

– Ankara’da liseyi bitirmiştim, hukuk fakültesini kazanmıştım. Aynı zamanda da konservatuar sınavlarını da kazanmıştım. Tutuklandıktan sonra Ulucanlar Cezaevine gönderildim. O zamanlar Ulucanlar şimdiki statüsünden çok farklıydı… Cezaevine girdiğimde siyasi bir duruşum vardı. Bu duruş, nereden olursa olsun insanlara saygıyı beraberinde getiriyordu. Kendimi ve koğuştaki ağabeylerimi eğlendirebilmek için fıkraları oynuyordum koğuşun ortasında… Tiyatroyu küçük küçük koğuşa sokmuştum. Epey zaman böyle devam etti.

3. – Sadece Eğlendirmek İçin miydi? Yoksa Kabul Görmek İstediğiniz İçin mi Bu Yolu Seçtiniz?

– O dönem şimdiki gibi üç öğün yemek verilen bir cezaevi değildi Ulucanlar… Koğuş ağası ya da parası olan bir şeyler alırsa, onları yiyorduk. Ben tiyatro yoluyla yarı profesyonel olmuştum. Onları güldürüyordum ve yemeğe hak kazanıyordum. O süreç epey sıkıntılıydı. Elektrik kesiliyordu cezaevinde, su zaten yoktu…

4. – Peki Aileniz Ne Durumdaydı? 

– Annemler beni Almanya’da biliyordu. Çünkü o zamanlar radyoda arananların listesi okunurdu, yakalandıktan sonra listeden ismin çıkardı. Ben yakalandığım için listede ismim yoktu. Onlara Almanya’da olduğumu söylemişlerdi. Haliyle benim hiç ziyaretçim gelmiyordu.

Önerilen Blog :  40 Senedir Yeraltında Yaşayan İskender Dedenin İlginç Olayı

5. – Cezaevinde En Duygusal Şey Ziyaretçi Ağırlamak mıdır? 

– Tabii… Bir gün koğuştan birinin ziyaretçisi geldi. El birliğiyle onu hazırladık, saçlarına limon sürdük, birisinden kazak gömlek aldık ve onu ziyaretçisinin karşısına öyle gönderdik. O sırada içimden dedim ki; “Bir aktör sahneye hazırlanıyor” (gözleri doluyor)… O zaman tiyatronun farkını içimde hissettim. Güleç yüzle ziyarete gidersin, bir oyun oynarsın seni görmeye gelenlere karşı… Şimdi de işimiz o değil mi? Belki içten içe kan ağlıyoruz ama yüzümüz gülüyor. Özellikle çocukların anne veya babalarını cezaevinde ziyaret etmesi beni çok etkiliyordu. Çığlıklarını hiç unutamam. Ben de işkence gördüm ama o çocukların çığlıkları en büyük işkenceydi. Çocuğumun olmayacağını biliyordum.

6. – Bu Çok Yaraladı mı Sizi? 

– Kesinlikle. Çocukları kurtarmam gerekiyordu. Onlar için bir şeyler yapmam gerekiyordu. Yıllar sonra suçumun olmadığı anlaşıldı. 26 yaşımda çıktım cezaevinden. Tam sekiz güzel yılım gitmişti…

7. – Hayatınızın En Güzel Yılları Hem de… 

– Gayet tabii… Hayata 26 yaşımdan sonra tutunmaya çalıştım. Ama çıktığım gün kendime bir söz verdim; cezaevine tekrar gideceğim! 1981 yılında mahkumlarla gönüllü olarak tiyatro yapmaya başladım. Gönüllü olunca idarenin de işine geliyordu. Ders yapıyordum orada. Her gün gidiyordum cezaevine. Mahkumlardan bir grup oluşturdum, ilk oyunumuzu o zaman sahneye koyduk.

8. – O Arada Konservatuar Eğitiminiz Yarım Kaldı Değil mi? 

– Hayır ben bitirdim konservatuvarı. Şöyle bir durum vardı; Yargıtay ve Danıştay çok hızlı çalışırdı ve öğrenci yanlısıydı. Cezaevindeyken okula gidip gelebiliyordum gardiyan eşliğinde. Konservatuvarla cezaevi arasında iki cadde vardı zaten. Gardiyan okula kadar getirip bırakıyordu beni, akşamüzeri de alıyordu. Okuldakiler zaman zaman şüpheleniyordu durumumdan çünkü bilmiyorlardı cezaevinde olduğumu… Herkes birbirinden korkuyordu, muhbirler, ajanlar vardı… Çok düzgün savcılar vardı; onlara zaman zaman zor durumda kaldığımı söylediğimde okulda kalmama izin verirlerdi. Bana güveniyorlardı. Bizim zamanımızda başefendi (başgardiyan) bile okuma yazma bilmezdi. Onların mektuplarını yazıyordum, ailelerini tanıyordum. Bana evlat gibi davranıyorlardı. Komposizyon dersi verdiğim savcı çocukları vardı. Bu nedenle beni sevmişlerdi ve toleranslıydılar.

Önerilen Blog :  Bizlere Siz Lazımsınız: Kanseri Sadece 1 Dolar Gibi Bir Fiyata Teşhis Etmeyi Başaran Türk Doktor Gözde Durmuş

9. – 1981’de Tiyatro Yapmaya Başladığınızda Neler Yaşadınız? 

– Mahkumlar oyun oynar, gala yapardım, onların aileleri izlemeye gelirdi. Çocuklar gelirdi babasını, annesini seyretmeye. Oyun biter, misafirler gider, o koca koca adamlar sahneden iner, ailesinin oturduğu koltukları koklardı (ağlıyor). Tiyatro bir insan kokusudur. Çocuğum olmadığını ve olmayacağını biliyorlardı. Eşim sağ olsun kader deyip kabullenmişti. 27 yıldır evliyim… Bu galalar ve oyunlar sayesinde mahkumların çocuklarıyla tanışmaya başladım.

10. – Onlar İçin Özel Bir Yeriniz Olmalı… 

– Bu tür oyunlara Ulucanlar’a yakın aileler gelebiliyordu. Pazarda, sokakta beni görenler oluyordu, yolumu çevirip babalarını soruyorlardı. “Oooo seni gördüğüm iyi oldu, baban para verdi gel senin bir ihtiyacını giderelim” diye başladım onların hayatına temas etmeye… Oysa babasını nasıl hatırlayayım? Ülkemizin insanı çok onurlu ve gururlu… Çocukların mutluluklarını gördüğümde küçük küçük para vermekten ötesini yapmak istedim. Ailelerle konuşmaya başladım “Okutabilecek misiniz?” diye… Durumlarını anlatıyorlardı… Önce kendi evlerinde okutmaya başladım. Erzaklarını alıyordum, kiralarını ödüyordum. Tüm bunların altından kalkabilmek için tiyatro dışında iş yapmam gerekiyordu…

11. – Ne Yaptınız? 

– Naylon torba sattım… Ankara OSTİM’de bir çay ocağı açtım. Oradan gelenlerle çocuklara destek olmaya çalıştım. O zamanlar TRT’de Ferhunde Hanımlar dizisinde oynuyordum. O da bir yere kadar yetiyordu. Ama o para epey güçlendirmişti beni. Eşimle konuştum ve çocukları almaya karar verdik. Anne baba çaresiz kalınca çocuklar sokağa ve suça yöneliyor.

12. – Baba mı Der Hepsi Size? 

Evet baba… Ağır bir laf! (gözleri doluyor).

 

Röportajın Tamamı İçin

Savaş Sırasında Türkiye’de 2 Yıl Bulunan Bir Mültecinin Gözünden Türklerin Misafirperverliği

Gratis’in Yaptığı %50 İndirimle Alakalı Atılan En İyi Tweetler